Karın içindeki organların hastalıklarında gerektiğinde karının açılarak ilgili organın tedavisi yüzyıldan fazladır başarılı cerrahlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Ancak her başarılı ameliyat hastanın hayat kalitesini tam olarak düzeltmediği gibi, 20. yüzyılın ilk yarısında, çoğu zaman kötüleştirmekteydi. Hastalar büyük karın kesilerinden sonra ciddi infeksiyonlar, şiddetli ve inatçı ağrılar, kesi yerlerinden olan büyük fıtıklar nedeniyle cerrahlarından bir daha hiç ayrılamaz hale gelmekteydiler.
Karnı kesmeden içeride nasıl bir sorun olduğunu anlamaya çalışmak tıp tarihinde Hipokrat kadar eskidir. Doktorluk mesleğini kutsallaştıran bu bilinmezlik, saptanan bir sorunu elleri ile çözen cerrahları, ilkel toplumlarda ilahlaştırıyordu. Ancak her ne kadar bu kutsallık cerrahi egoyu bilemekte ise de, cerrah her zaman hastasına daha az travma yaratacak çözümlerin peşinde koşmuştur.
Çok çeşitli hastalıklar nedeniyle, karın içine bir delik içinden mercekle bakmak olarak tanımlanabilecek “peritoneoskopi” deneyimlerinin tarihi, ikinci dünya savaşına kadar uzanmaktadır. O günlerde cerrahlar batın yaralanmalarında, tüberkülozda, kanser vakalarında metastaz tayininde, şüpheli cinsiyet için üreme organlarının incelenmesinde, ektopik gebelik tayininde ve birçok nedenle bu işlem yapmaktaydılar.
Ancak karın içini gaz ile şişirerek hareket alanını genişletmek olanağından yoksun olmak ve işlemi doğrudan göz ile yapmak zorunda olmak uygulama alanlarını kısıtlamaktaydı.
Son 20-25 yılda bu alanlarda meydana gelen gelişmeler ile artık karın içini karbondioksit gazı ile şişirerek geniş bir çalışma alanı elde edebiliyoruz. Görüntüleme ve kayıt olanaklarının önce analog, son yıllarda da yüksek çözünürlüklü digital sistemlerin kullanıma girmesi ile artması, laparoskopik yöntemleri cerrahinin geneline yaymıştır.
Bugün artık sindirim siteminin hem selim hastalıkları, hem de kanserlerinin tamamında laparoskopik yöntemle ameliyatları kolaylıkla yapabilir düzeydeyiz.